Kısa cevap: Evet, olur.
Uzun cevap: Hem de sandığından çok daha derin, çok daha sessiz bir şekilde olur.
Bunu fark ettiğimde otuzuma yaklaşmıştım. Geç mi? Belki.
Ama bazı jetonlar vardır, geç düşer… Düştüğünde de sesini herkes duyar.
Bir şehirle ilk karşılaştığında aslında anlarsın. Ama adını koyamazsın. Hava mı ağırdır, insanlar mı suskundur, yoksa sokaklar mı hep bir yere yetişiyordur?
Kimse sana “bu şehir böyledir” demez. Ama şehir kendini anlatır. Sessizce. Davranışlarıyla. Tıpkı insanlar gibi…
Bazı şehirler seni daha ilk günden sarar. Bazıları mesafeli durur. Bazılarıysa, sanki göz ucuyla bakıp
“çok oyalanma” der.
Ve en garip tarafı şu: Şehir seni değiştirir. Fark etmeden.
Peki Şehir Karakteri Ne Demek?
Akademik tanımlara girmeyeceğim.
Bu yazı ders kitabı gibi değil, iki yudum kahve arasında anlatılan bir şey olsun.
Bir şehrin karakteri, orada yaşayan insanların ortak ruh hâlidir aslında.
Günlük alışkanlıkların toplamı.
Hız mı yavaşlık mı, gürültü mü sükûnet mi, risk mi güven mi…
Binalar sadece kabuktur. Asıl mesele, insanların nasıl yaşadığıdır.
Sabah kaçta uyanırlar, akşam eve nasıl dönerler, birbirine “kolay gelsin” derler mi, yoksa göz göze gelmemeye mi çalışırlar?
Bunların hepsi karakterdir.
Şehirler İnsan Gibidir
Gerçekten.
Sürekli acele eden, hiç durmayan, nefes almaya bile vakti olmayan bir insan düşün. Onun karakterini üç günde anlarsın.
Şehir de öyledir. Metrodan çıkan kalabalığa bak, trafikteki sabra bak, kafelerde konuşulan ses tonuna bak. Orada bir kişilik vardır.
Neden Bu Kadar Önemli?
Çünkü yanlış şehirde yaşarsan, yanlış bir hayatın içindeymişsin gibi hissedersin.
Her şey yolunda görünür ama bir şey eksiktir.
Ben bunu yaşadım.
Bir şehirde her şey vardı, ama ben yoktum. Uyum meselesi bu. İnsan ilişkileri gibi. Herkesle arkadaş olamazsın. Her şehirle de.
Şehir Karakterini Ne Belirler?
Bir sürü şey…
Tarih, coğrafya, iklim, ekonomi, göç, insanların hayattan beklentisi…
Ama hepsinin üstünde bir şey var: tempo.
Şehir hızlıysa, insan da hızlanır. Şehir yavaşsa, insan durmayı öğrenir.
Bir Örnek: Bursa
Bursa ağırdır. Ama bu kötü bir ağırlık değildir.
“Buradayız, aceleye gerek yok” der.
Sanayi şehri diye bilinir ama ruhu hâlâ eskidir.
İnsanlar temkinlidir. Hemen açılmazlar. Ama açıldıklarında da kolay kolay bırakmazlar.
Riskten çok garanti severler.
Bir şey yapılacaksa, daha önce denenmiş olsun isterler. Bu yüzden işler yavaş ilerler. Ama sağlam ilerler.
Bursa sakinleştirir. Ama çok hırslıysan, bir süre sonra seni yorar.
Bir Başka Örnek: Sakarya
Sakarya daha gençtir. Daha dağınık. Bir ayağı şehirde, bir ayağı hâlâ köyde.
Daha hızlı samimi olunur.
“Bir çay içelim” lafı çoğu zaman gerçekten çayla biter.
Risk almaya daha açıktır. Yeni fikirlere daha az mesafelidir. Ama temposu düzensizdir.
Bir gün çok hızlı, bir gün fazlasıyla yavaş. Bu da onun karakteridir.
Ama Mesele Bursa ya da Sakarya değil
Bunlar sadece örnek.
Senin yaşadığın şehir de bu özelliklerin bazılarını taşıyor olabilir.
Belki Bursa gibi güvenlidir, belki Sakarya gibi esnektir. Belki ikisinden de biraz.
Asıl soru şu: Sen kimsin?
Hızlıysan, yavaş bir şehir seni köreltir. Yavaşsan, hızlı bir şehir seni yakar.
Bunu yaşayarak öğrenen çok insan var. Ben de onlardan biriyim.
Son Olarak…
Şehirlerin karakteri değişir mi? Evet. Ama yavaş yavaş. Tıpkı insanlar gibi.
Bir kriz, bir göç, bir kırılma… Ama kök kolay değişmez.
Ve sen, kendin gibi olabildiğin yeri seçmelisin. Yoksa şehir seni ehlileştirir. Ya da yavaş yavaş tüketir.
Bir şehrin karakteri olur mu? Olur.
Hem de sen fark etmeden hayatının ritmini belirleyecek kadar.
